Türkçeye Güvensek Yeter

Türkçeye Güvensek Yeter
Türkçe yüzyıllardır boyunduruğunda kaldığı doğu dillerinden arınmış ve Cumhuriyet ile kendini bulmuştur. Bugün de batı dillerinin etkisi altındadır.
Türkçe eklemeli dillerdendir, kelime türetmeye uygundur. Yeni olanı karşılayacak kavramları oluşturabilecek yapısı vardır. İngilizce gibi baş harfleri kullanarak kavram oluşturmaya çalışmaz. İngilizcenin bugünkü hâli de parayla ilgilidir ve son birkaç yüzyıldır hakim olan güç İngiliz mirasının devamı Amerikancadan dolayıdır. Türkçeyle pekala felsefe yapılır ama insanlar düşünecek kadar tok olmalıdır, çalışacak kadar değil.
İçine doğduğumuz nimetin farkında değiliz. Türkçede her sese karşılık bir tane harf vardır. Batı dillerindeki v-w gibi ya da Arapçadaki kaf-kef gibi ikilemeler yoktur. Ayrıca her ses tek bir harfle karşılanır. Örneğin ç sesi İngilizcede iki harfle (ch) karşılanırken, ş sesi Almancada üç harfle (sch) karşılanmaktadır. Üstelik bir de hep yazıldığı gibi okunur. Oysa mesela İngilizcede c harfi kelimesine göre ç,s ve k (chocolate, civilization, cartoon) seslerini verebilmektedir. O yüzden kelimeyi görmeden harfi okuyamazsınız. Türkçe için Mustafa Kemal Atatürk özel zaman ayırmış ve üstünde çalışıp bugünkü abeceyi oluşturmuştur. (1960’lardan sonra alfabeta’nın kısaltması olarak alfabe denmeye başlandı. MEB’de o yıllarda ofisi bulunan ABD sayesinde belki!)
Dil ve din konusuna gelince, Kuran’ın ilk önemli çevirisi (meali) Atatürk’ün isteğiyle, Elmalılı Hamdi Yazır tarafından yapıldı ki bugün de temel alınır. Ama hatim etmek özendirilip anlama işi gerilerde bırakılınca, İsrail askerlerince haksızca öldürülen kişinin evinde devlet büyüğümüzün! okuduğu ayetlerde hırsızlıktan da bahsedildiği haber konusu olmaz tabi. Bugünlerde söylediği dil konusunu da laf olsun diye söylüyor zaten, sataşmadan duramaz. Biliriz.
Bugün Saraybosna içlerinden Doğu Türkistan’a kadar Türkçe’nin değişik lehçeleri konuşuluyor ve buralarda hala çoğu insanın gözü kulağı İstanbul’da. Stalin döneminde göç ettirilen Kırım’lıları dinleyin, Kerkük’den hiç bahsetmiyorum. Öte yandan milliyetinden tamamen bağımsız olarak, İstanbul onlar için Türkçe demektir, yurt demektir. Prizren’de bir amca karşınıza geçip size Adapazarı’ndan bahseder, önce şaşar sonra alışırsınız.
Sekiz yüz sene önce Türkçe için ferman yayınlayan Karamanoğlu Mehmet Bey’e, yüz sene önce dilimizi kendine getiren Atatürk’e ve kırk beş sene önce ‘Yunus ki süt dişleriyle Türkçenin’ diyen Cemal Süreya’ya selam olsun. Çok yaşayın.

+There are no comments

Add yours